"-Dursun çok iyi bir doktordur" demiş Temel...
"Nereden biliyorsun" demişler...
"-Geçen yıl çok pahalı bir ameliyat olmam gerekiyordu... Param yoktu, röntgende rötuş yaptı..."
Bir taraftan işsizlik, bir taraftan geleceği kapkara bir siyaset... Temel, Dursun ve İdris'in parasızlıkları artık canlarına tak etmiş...
Oturup ülkenin geleceği, ekonomi ve işsizlik nasıl çözülür onu tartışmaya başlamış...
İdris söz almış;
"-Ben en hızlı kalkınmanın yolunu buldum... Bir uçak filosu yollayalım, New York'u bombalayalım... Sonra da Amerika bize atom atar, teslim oluruz... Ardından da Japonya gibi çıkarız ortaya aha zengin olduk..."
Dursun atılmış;
"-Daha kolay yolu varken niye öyle yapalım ki?... En iyisi Amerika'ya savaş ilan edelim... Beşinci Filo oraya çıkarma yapar, savaşı kaybederiz... Ardından Almanya gibi ortaya çıkarız, aha zenginsin..."
Temel'in kafası karışmış;
"-İyi, hoş da, ya savaşı biz kazanırsak?... Onu hiç hesap etmediniz..."
Hemşehrileri Temel'e,
-Çok ağır kanlısın, her şeyi ağır yapıyorsun... Hiç hızlı yaptığın bir şey yok mu?...
"-Çabuk yoruluyorum..."
Temel, kucağındaki bebekle eczaneye girmiş;
"-Bebeği tartmak istiyorum..."
-Efendim bebek tartımız bozuk... Onun için babalar bebeklerini kucağına alıp, büyük tartısına çıkıyorlar... Sonra bebeği kucağıma alıp babayı bir daha tartıyorum, aradaki farktan da bebeğin ağırlığını buluyorum...
Temel, "Hay aksi" deyip kapıya doğru yürüyünce eczacı;
-Ne oldu efendim?...
"-Ben çocuğun babası değilim ki amcasıyım... Gidip babasını getireyim bari..."
İnsan Hakları Derneği, sanıklara yalan makinası uygulamasının hukuka aykırı olduğunu iddia ediyor ve çeşitli yayınlarla yalan makinasına karşı çıkıyormuş...
Temel bu fikre şiddetle itiraz etmiş;
"-Yalan makinası polisimiz için çok önemli..."
-Sen nereden biliyorsun?...
"-Ben onlardan biriyle yirmi yıldır evliyim..."
Temel'le Dursun Trabzon'dan İstanbul'a geleceklermiş...
Ama o günlerde yol kenarında benzin bulmak oldukça zor...
"Ne olur ne olmaz" diye iki araba ile yola çıkmışlar...
Temel nüfus memuruna gitmiş...
"-Memur bey... Ben adımı değiştirmek istiyorum..."
-Adın ne?...
"-Temel BULUTLARIN ARASINDA SÜZÜLÜRKEN ANİDEN YERE ÇAKILAN MUHTEŞEM KARTAL..."
-Peki adını ne olarak değiştirmek istiyorsun?...
"-Temel PAT..."
Temel'le Dursun askerlerden kaçıyorlarmış. Yolları çöle düşmüş. Dursun'un sırtında telefon kulübesi Temel'in sırtında ise çok ağır bir örs varmış... Temel, Dursun'a sormuş;
"-Neden telefon kulübesini sırtında taşıyorsun?..."
-Eğer düşmanlar bizi yakalarsa telefon kulübesini sırtımdan indirip içine saklanacağım...
Aradan biraz zaman geçmiş, Dursun merak edip Temel'e sormuş;
-Sen neden örsü sırtında taşıyorsun?...
"-Eğer düşmanlar gelirse sırtımdan örsü indirip daha hızlı kaçacağım..."
Temel yeni ehliyet almış, yolda gidiyormuş...
Dümdüz yolda giderken yolun ortasındaki bir direğe çarpmış, araçta sıkışıp kalmış...
Herkes başına toplanmış ve sonunda trafik polisi gelmiş;
-Beyefendi nasılsınız, iyi misiniz?...
"-İyiyim, iyiyim..."
-O zaman isminizi söyleyin de durumu karınıza haber verelim...
"-Gerek yok, karım ismimi bilir..."
Temel hayatında ilk defa memleketinden çıkmış, Adana'ya gitmiş...
Adana'da buna bir hevenk muz ikram etmişler ve muzları memleketine döndüğünde yemesini söylemişler...
Aradan birkaç ay geçtikten sonra Adanalılar Trabzon'a geri dönen Temel'e bir mektup yazmışlar...
Mektupta sormuşlar, "Nasıl, muzları beğendin mi" diye...
Temel cevaben gönderdigi mektupta, "Beğendim ama çekirdekleri çok büyüktü" demiş...
Mısır'a gezmeye giden Temel ile Dursun'un kayığı Nil nehrinde batmış...
Artık hünerlerini ortaya koymanın tam zamanı gelmiştir... Şampiyonlar gibi yüzmeye başlamışlar...
Bir ara Temel kocaman bir nesnenin kendilerine doğru geldiğini görmüş...
Dev bir timsah iştahla onlara doğru yüzüyormuş... Temel keyifle bağırmış;
"-Dursun... İşe bak... Adamların kurtarma gemileri bile Lacoste..."
Temel'le Dursun gece bekçisiymiş... Tam konservatuarın önünden geçerken ölü bir adamın yerde yattığını görmüşler...
Temel telsizi açmış, durumu polise bildirecekken;
"-Dursun konservatuar nasıl hecelenir?..."
-İnan bilmiyorum...
"-O zaman bu ölüyü eczanenin önüne çekelim..."
Büyük bir banka soygunundan sonra çalıntı otomobille yol alan Temel, Dursun ve İdris şehir dışında arabadan inip tarlaların arasından geldikleri yöne doğru hızla ilerlediler...
İdris, "Haydi sayalım artık" dedi, "Kaç para kaldırdığımızı merak ediyorum..."
Dursun elini şöyle bir salladı, "Yorgunluktan öldük yahu" dedi, "Şimdi o kadar parayı saymakla ne diye uğraşalım? Yarın gazetelerde okur, öğreniriz kaç para kaldırdığımızı..."
Temel kızarak yerinden fırladı;
"-Deli misin be... Yarın her gazete ayrı bir rakam verir, biz de birbirimize gireriz..."
Hakim, mağaza soygunu yapan Temel'e sordu;
-Oğlum hırsızlık yaparken karını ve çocuklarını düşünmedin mi?...
"-Düşünmez olur muyum hakim bey?... Ama girdiğim mağazada yalnız erkek elbiseleri satılıyordu..."
Cimri ve yaşlı Temel'le karısı Fadime kasabadaki panayıra gezmeye gitmiş... Panayırda en çok uçak yolculuğu dikkatlerini çekmiş ve pilotla pazarlığa başlamışlar;
"-Bir saati ne kadar?..."
-Beş milyon lira...
-Olmaz çok fazla... Gel Fadime gidelim...
Müşteriyi kaçırmak istemeyen pilot;
-Gelin sizinle bir anlaşma yapalım. Eğer uçak havadayken korkmazsanız para almam. Ama tersi olursa beş milyonu alırım...
Anlaşma hoşlarına gitmiş ve binmişler uçağa. Bir saat hiç ses çıkarmadan uçmuşlar. Uçak yere indiğinde pilot;
-Bravo size... Hiç sesinizi çıkarmadınız...
"-Oh oğlum sorma... Fadime uçaktan düştüğünde az daha bağıracaktım..."
Temel, Dursun'la karşılaşınca sinirli sinirli söylenmiş;
"-Şu karşıda duran adam var ya, onu vuracağım..."
Dursun gösterilen yöne başını çevirince bir grup adam olduğunu görmüş;
-Hangisini vuracaksın?...
"-Siyah şapkalı olan var ya, onu vuracağım..."
Dursun gruba şöyle bir bakmış;
-Yahu bunların hepsi siyah şapkalı...
"-Gözlüklü olan var ya, onu vuracağım..."
Dursun bir daha grubun bulunduğu yere bakar, hepsi gözlüklü;
-Bunların hepsi gözlüklü, üstelik elbiselerinin rengi bile aynı, hangisini vuracaksın?...
İyice sinirlenen Temel belinden tabancasını çıkarmış ve hepsini teker teker vurmuş... Yalnız bir tanesini sağ bırakmış...
"-Bu vurduklarım değil de, ayakta duranı öldüreceğim işte..."
Temel, tıklım tıklım dolu bir hipermarkette alış-veriş yapan güzel kadına rica etti;
"-Benimle biraz konuşur musunuz?... Karımı kaybettim, onu bulmalıyım..."
Kadın şaşkın şaşkın sordu:
-Karınızı kaybetmenizle, benimle konuşmanız arasında ne ilişki var?...
Temel izah etti:
"-Ne zaman güzel bir kadınla konuşsam, mutlaka bir yerden çıkar gelir Fadime..."
Temel'le Dursun'un eşleri, kocalarının cimriliğinden konuşuyorlardı...
"Fakat" dedi Temel'in karısı;
"-Ben kocamdan para almanın yolunu buldum..."
-Nasıl yapıyorsun bunu?...
"-Ara sıra 'Annemin evine döneceğim' diye şantaj yapıyorum..."
-Eee...
"-Hemen çıkarıp yol parasını veriyor..."
Temel'le Dursun dört motorlu uçakla seyahat ederken kaptan bir anons yapar;
"-Sayın solcular motorun biri bozuldu, fakat hiç merak etmeyin üç motorla da inebiliriz..."
Fakat kaptan aynı anons devam eder, ikinci ve üçüncü motorların da bozulduğunu fakat korkulmaması gerektiğini söyleyerek söyleyerek, "Tek motorla da inebiliriz" der...
Son anons üzerine Temel, Dursun'un kulağına eğilir;
"-İster misin o da bozulsun da hepten havada kalalım..."
"Nasıl bir duygu" diye sormuşlar...
"-Henüz kırk yaşında büyük baba olmak çok güzel... Ancak bir büyük anne ile evli olduğumu düşünmek garibime gidiyor..."
Politikacı Temel'i muayene eden doktor sormuş;
-Efendim uyurken konuştuğunuz oluyor mu?...
"-Yoo... Ben konuşurken başkalarının uyuduğu oluyor..."
Trapezci Temel, trapezden düşmüş sakatlanmış...
Ne olduğunu sormuşlar;
"-Uykum geldi, esnedim..."
-Esneyince insan sakatlanır mı?...
"-Ben dişlerimden trapeze asılıydım..."
Bizim Temel'e sormuşlar;
-Yılın onbir ayını denizde Fadime'den ayrı geçiriyorsun, sadece bir ay evdesin... Nasıl dayanıyorsun buna, zor olmuyor mu?...
"-Yoo... Pek zor olmuyor...Bir ay dediğin nedir ki ? dişini sıkınca geçiyor..."
Temel'le Dursun kafayı bulmuş...
Evlerine giderken bir tren yoluna girmişler...
Demiryolunda konuşa konuşa yürürken Dursun;
-Temel, bu hayatım boyunca yürüdüğüm en uzun merdiven...
"-Evet... Hem de korkulukları çok alçak..."
Temel maça gitmiş... Bulunduğu kapalı tribünden, karşıdaki açık tribüne doğru avaz avaz bağırıyormuş;
"-Dursuuuun gel buraya... Burada yer var..."
Durmadan aynı şekilde bağırdığı için yanındaki adam sinirlenmiş;
-Hemşerim buradan oraya nasıl görüp de arkadaşını tanıyorsun?... Al şu dürbünü bak da sesini kes...
Dürbünle bakan Temel, usulca arkadaşına fısıldamış;
"-Dursun gel, yanımda yer var..."
Temel ile Dursun denize yüzmeye gitmişler... Temel boğulmuş...
Savcı araştırma yapmaya gelmiş ve Dursun'a sormuş;
-Olay nasıl oldu?...
"-Savcı bey olay molay yok... Temel bir dalıp geleceğim dedi, ama siz da görüyorsunuz gelmedi..."
Gece kulübüne baskın yapan polis, Temel'i belinde beş tabanca ile enselemiş...
Komiserin karşısına çıkarmışlar;
-Bir, iki, üç... Hadi bilemedin dört... Beş tabancayla savaşa mı gidiyordun len?...
"-Aşkolsun komiser bey... Bütün bu kızgınlık bir tabanca için mi?..."
"-Yahu Dursun, bizim Fadime'nin çok kötü bir huyu var. Gece dörde kadar uyumuyor...
-Peki o saate kadar ne yapıyor?...
"-Benim eve gelmemi bekliyor..."
Fadime'nin kocası Temel ölmüş...
Fadime iki kelimelik bir ilan yazmış;
"Temel öldü..."
Gazeteye götürmüş ve görevliye vermiş... Adam demiş ki;
-Hanımefendi ilanın kelimesi bir milyon lira... Ama şu an kampanyamız var.. Eğer iki kelime daha yazarsanız, sizden dört kelimeye üç milyon alacağız...
"-Tamam yazalım..."
-Ne yazalım efendim?...
"Temel öldü... Arabası satılık..."
Temel evlenmiş ve maçlara gidemez olmuş...
Bunun sebebinin Fadime olduğunu anlayan Dursun, Temel'e taktik vermiş;
-Maçtan bir saat önce Fadime'yi alacaksın karşına, güzel şeyler söyleyeceksin... Canım, cicim diyeceksin... Her şeyim sensin, sensiz yapamam, çocuklarımın anası, evimin prensesi diyeceksin... Tamam mı?...
Biraz durup düşünmüş Temel;
"-Yok be Dursun... Zaten bizim takımın bu sezon oynadığı futbol, bu zahmete değmez..." |